
Bakış Açısı
Herkes farklı görüyorsa her şeyi, nasıl söz edilir ki hakikatten? İnsanların ortak gerçekleri dediğiniz, hep beraber kendilerine vurdukları bir pranga değil de nedir o halde? Bir olayı beş kişi izler, beş ayrı hikâye anlatır. Aile sofralarındaki bitmeyen kavgalar biraz da bundandır; herkes aynı masada oturur ama kimse aynı yemeği yemez.
Sen farklıysan, ben farklıysam, milyar kere farklıysak hepimiz birbirimizden, o halde nasıl aynı şeyi düşünebilir, nasıl aynı şekilde inanabiliriz?
Bunu en iyi sinema bilir. Kamerayı nereye koyarsanız hikâye o olur. Aynı sahneyi bir de karşıdaki adamın omzundan çekin; kahramanınız zalim, zaliminiz mağdur oluversin. Bakış açısı dediğin şey masum bir tercih değildir; bir dünya kurma biçimidir. Ve herkes kendi kamerasının arkasında yaşar, kendi filminin başrolünde.
Halbuki sanat öyle mi? O ne bir fikir, ne de bir duygudur. Sanat, sağlıklı her ruhta olan bir tutkudur. O yüzden Gazi Paşa'nın dediği gibi: “Sanatsız kalan bir toplumun can damarlarından biri kopmuştur.”
İşte tam bu günleri yaşıyor canım ülkem. Sanat icra etmesi gerekirken ya aşırı ticari ya da saçma siyasi amaçların ucuzlaştırdığı bir karar mekanizmasında çırpınıyor sanat ve sanatçı. Sanatçıya “ne üretmeliyim” yerine “neye izin verilir” diye sorduran her iklim, kendi aynasını kendi eliyle kırar.
Ve şimdi anlıyorum, bir türlü anlamadığım, o kadar uğraşmamıza rağmen bizden neden güzel film çıkmıyor paradoksunun sebebini...
Günaydın mı dediniz? Hayır, henüz aymadı. Ancak ayacak az kaldı.
Sanatla kalın, sağlıcakla kalın... İyi seyirler.
Ediz KentkuranKalemden Kelama29 Nisan 2026