Bir öğrenci bana 'Hocam çalışıyorum ama olmuyor' dediğinde ilk baktığım şey kaç saat çalıştığı değildir. Nasıl çalıştığıdır. Çünkü çok çalışmakla doğru çalışmak aynı şey değil. İnsan saatlerce masada kalabilir, kitabın altını çizebilir, renkli kalemlerle sayfayı süsleyebilir, videolar izleyebilir. Ama bütün bunların sonunda kendine soru sorunca cevap çıkmıyorsa, o çalışma öğrenmeye dönüşmemiştir.
Buradaki temel sorun çoğu zaman motivasyon değil sistem eksikliğidir. Motivasyon gelir gider. Bugün vardır, yarın yoktur. Ama sistem varsa insan motivasyonu düşükken de ne yapacağını bilir. Önce konuyu küçük parçalara böler. Sonra o parçaları soruya çevirir. Ardından notu kapatıp hatırlamaya çalışır. En sonunda da yanlışlarını sınıflandırır. Bu kadar basit görünen akış, birçok öğrencinin çalışma verimini değiştirir.
Mesela tarih çalışıyorsan sadece 'Tanzimat Fermanı 1839' diye bakmak yetmez. Kendine şunu sorman gerekir: Neden ilan edildi? Kimi etkiledi? Devlet neyi çözmeye çalışıyordu? Sonuçları ne oldu? Bu soruları notlara bakmadan cevaplayabiliyorsan öğreniyorsun demektir. Cevaplayamıyorsan o konu henüz senin zihnine geçmemiştir.
Verimli çalışmanın bir diğer tarafı tekrarın zamanıdır. Bir konuyu bugün anlayıp bırakmak, çoğu zaman yeterli değildir. Ertesi gün, üçüncü gün, yedinci gün kısa geri dönüşler gerekir. Ama bu geri dönüşler yeniden okumak şeklinde değil, önce hatırlamaya çalışmak şeklinde olmalı. Çünkü hafızayı güçlendiren şey, bilginin zihinden tekrar çağrılmasıdır.
Benim önerdiğim basit ölçü şudur: Bir konuyu çalıştıktan sonra kendine boş bir kağıt aç. Beş dakika içinde o konudan ne çıkarabiliyorsan yaz. Sonra kaynağa dön ve eksikleri işaretle. Eksiklerin seni moral olarak düşürmesin; tam tersine, gerçek çalışma orada başlar. Çünkü artık neyi bilmediğini biliyorsun.
Sonuç olarak mesele daha çok saat çalışmak değil, daha doğru döngü kurmak. Oku, kapat, hatırla, kontrol et, tekrar et. Bu döngü kurulunca çalışma artık şansa kalmaz. İnsan kendi zihnini daha iyi yönetmeye başlar.