Bu hayatta bana en önemli ideal nedir diye sorsalar, düşünmeden kendini gerçekleştirmek derim. Çünkü insanın içine gerçekten ait olan bir yön varsa, o yön bir gün kapıyı mutlaka çalıyor. Kimi bunu çocukken fark ediyor, kimi kırkından sonra. Kimi ilk denemesinde buluyor, kimi türlü yollar dolaşıp dönüp yine oraya geliyor. Kendini gerçekleştirmek, dışarıdan alkış almak için kurulan bir vitrin değil; içeride uzun zamandır seni çağıran şeye nihayet cevap vermektir.
Burada kritik mesele şu: İnsan çoğu zaman yeteneğini değil, güvenli alanını yaşıyor. Toplumun uygun gördüğü bir çizgide yürümek kolay. Ailenin makul bulduğu, çevrenin onayladığı, hesabı kitabı belli bir hayat kurmak da kolay. Zor olan, içinde seni rahatsız eden o sesi ciddiye almak. Çünkü o ses konfor bozuyor. 'Ben aslında bunu yapmak istiyorum' dediğin an, bahanelerle yüzleşmek zorunda kalıyorsun. Zaman mı yok, cesaret mi yok, imkan mı yok, yoksa gerçekten istek mi eksik? Kendini gerçekleştirmek biraz da insanın kendi mazeretleriyle hesaplaşmasıdır.
Bir de şu yanılgı var: Kendini gerçekleştirmek sanki sadece büyük başarılarla ilgili sanılıyor. Oysa bazen mesele çok daha sadedir. İyi bir baba olabilmek, sahici bir iş çıkarabilmek, sevdiğin şeyi utanmadan sahiplenebilmek, kendi sesinle konuşabilmek… Bunların hepsi kendini gerçekleştirmenin parçalarıdır. İnsan kendini bazen bir sahnede, bazen bir sınıfta, bazen bir ofiste, bazen bir sette, bazen de bir sohbetin ortasında bulur. Mesele alan değil; insanın içiyle dışının birbirine yaklaşmasıdır.
Benim için bunun en güçlü anlarından biri, çocukken uzaktan baktığım setlerin içinde bir gün karar veren kişi olduğumu fark ettiğim andı. O an şunu gördüm: Yıllarca içinizde taşıdığınız şey, bir gün gerçekle temas edince insanın dünyası değişiyor. Ama asıl mesele o noktaya gelene kadar vazgeçmemek. Kendini gerçekleştirmek, bir anda olan romantik bir patlama değil; yıllar süren bir sadakat biçimi. Kendi yoluna, kendi sesine, kendi hakikatine sadık kalabilenler eninde sonunda bir yerde 'oldu' diyebiliyor.
