Hikâye Kurmak Değil, İnsan Doğasını Çözmek.
Senaryo yazmak olayları sıraya dizmek değildir. Bir karakterin ne istediğini, neden isteyemediğini ve neye rağmen istediğini anlamaktır. Hikâye, olaydan değil çatışmadan doğar. Çatışma yoksa sahne vardır ama hikâye yoktur.
İyi senaryoda karakterin dış dünyada yaşadığı sorun, iç dünyasındaki eksikle bağlantılıdır. Bir insan para kazanmak isteyebilir ama asıl ihtiyacı değer görmek olabilir. Bir karakter intikam peşinde koşabilir ama asıl meselesi yas tutamamaktır. Seyirciyi yakalayan şey olayın büyüklüğü değil, duygunun hakikatidir.
Bu yüzden iyi senarist önce insanı gözlemler. İnsan ne zaman yalan söyler, ne zaman susar, ne zaman kaçar, ne zaman kendini ele verir; bunları bilmeden güçlü sahne yazılamaz. Senaryo masada yazılır ama malzemesi hayattan toplanır. İnsan doğasını anlamayan kişi olay kurabilir, fakat ruh kuramaz.
Pratik yöntem şudur: Her karakter için üç soru sorun. “Ne istiyor?” “Neden şimdi istiyor?” “Bunu elde edemezse ne kaybeder?” Bu üç soruya güçlü cevap verilemiyorsa hikâye henüz doğmamıştır. Çünkü iyi senaryo, seyirciye “sonra ne olacak?” dedirtirken aynı anda “ben olsam ne yapardım?” sorusunu sordurur.