EDİZ KENTKURAN

Fransa

Avrupa'nın kalbinde, yüzyılların izini taşıyan taş sokaklarıyla Fransa, Aydınlanma düşüncesinin doğduğu, devrimin özgürlük çığlığına dönüştüğü kadim bir uygarlık beşiğidir. Seine kıyısında yükselen Notre-Dame'dan Provence'ın lavanta tarlalarına, Bordeaux'nun asma bahçelerinden Alplerin karla örtülü doruklarına uzanan bu topraklar, sanatı ve yaşamın tadını çıkarmayı bir felsefeye dönüştürmüş ender coğrafyalardandır. Molière'in sahnesinden Monet'nin tuvaline, Pasteur'ün laboratuvarından Haute Couture'ün podyumlarına kadar Fransa, insanlığın hem aklına hem ruhuna hitap etmeyi asla bırakmamış bir medeniyettir.
Öne Çıkan Hikayeler

Şehirler

Paris açık

Paris

Önemli Yerler: Eyfel, Louvre, Versay, Napolyon Mezar Anıtı, Notre Dame, Disney, Moulin Rouge, Sen Nehri Turu, Şanzelize, Zafer Takı.

Gezi Notlarım

“Paris’e Git Ey Efendi Akl-ü Fikrin Var ise, Âleme Gelmiş Sayılmaz, Gitmeyenler Paris’e…”

Ne güzel söylemiş Tahsin Efendi.

Ben bu şehre aşığım dostlar. Aslında hiç gelmemiş olsam bile neyin nerede olduğunu çocukluğumdan beri biliyordum; ama görmek bambaşka bir şeymiş.

Paris… Dünyanın sanat merkezi. Sadece tarihiyle değil; kültürüyle, insanıyla, düzeniyle, lezzetiyle ve insana hissettirdiği o ölümsüz ruhla dünyanın zirvesinde duran şehirlerden biri. Burası sadece gezilecek bir yer değil, yaşanması gereken bir deneyim.

Paris benim çocukluk aşkım. Yıllarca hayalini kurduğum bir şehirdi. Bana göre Paris’e gitmek dünyanın en zor ve en önemli şeyiydi… Yıllar önce ilk geldiğimde de, şimdi bunca sefer gelmiş olmama rağmen hâlâ her gittiğimde aynı heyecanı ve mutluluğu hissediyorum. Ve hayatımda en mutlu olduğum yerlerden biri burası.

Paris’i gezecek olanlara küçük ama kritik bir not: Metro sistemi inanılmaz gelişmiş. Gideceğiniz yerin durak adını bilmeniz yeterli, şehir sizi zaten yönlendiriyor. Tabela sistemi kusursuz. Taksi pahalı gibi görünse de merkezi yerlere ulaşım genelde 20 Euro civarında. Bize pahalı, onlar için neredeyse günlük bir rutin. Aslında çoğu yer birbirine yakın. Yürümeyi göze alırsanız 3 gün yeter. Ama hakkını vermek istiyorsanız en az bir hafta ayırın. Sadece Louvre’a 2 gün ayırmak gerek, öyle düşünün.

Yemek konusu ayrı bir hikâye. Şu an bir Fransız restoranında oturup bunları yazıyorum. Garsonlar çok nazik, servis kusursuz. Gelen et ise hayatımda yediğim en iyi etlerden biri olabilir. Paris sadece doyurmaz; sizi şımartır. Tabii bu bahsettiğim biraz tuzlu olan üst düzey restoranlarmış, bunu sonradan anladım. :) Ortalama restoranlarda garsonlar hem nazik değil hem de servis çok iyi sayılmaz; ama bir şeyden emin olun: Buradaki çoğu yer kesinlikle lezzetli ve sağlıklı yemek sunuyor. İstisnalar muhakkak vardır tabii.

Ve alışveriş… Direkt söyleyeyim: Hiç gerek yok :) Dünyaca ünlü markalara kadar çoğu yere girdim, fiyatlar inanılmaz yüksek. Ama daha da ilginci; kendi zevkim açısından “Türkiye’de bunlar yok” dediğim çok az şey vardı. Tek avantajı, artık Türkiye’de de pahalı olduğu için, 2022 yılı itibarıyla buradan aldığınızda Tax Free, yani vergi iadesi almanız ve bir miktar daha ucuza gelebilmesi. Çok yüksek bütçeli alışveriş yapıyorsanız ve zaten buraya gelmişseniz mantıklı olabilir. Onun dışında buradan bir şey almayın. Kısacası Paris’e alışveriş için gelmeyin. Paris’e sanatın ruhunu hissetmek için gelin.

Çünkü burada bir noktada şunu fark ediyorsunuz: Eyfel’e bakarken, Notre Dame’ın önünde dururken, Şanzelize’de yürürken, Louvre’da Mona Lisa’nın karşısına geçtiğinizde içinizden bir ses şöyle diyor: “Bütün bunlar aslında benim için yapılmış.” Ve sonra başka bir şey daha fark ediyorsunuz: Mona Lisa’ya değer katan şey sadece kendisi değil… Ona bakan ve onu anlamlandıran insanlar. Yani aslında biz o eserlere değer katıyoruz. Ve işte o değer, dönüp kendimizi de değerli hissettiriyor. Paris’in sunduğu en önemli güzellik işte tam olarak bu: Sanat, tarih, estetik ve insanın kendini yeniden bulma hâli.

Montmartre… Ressamların, aşıkların, hayal kuranların tepesi. Moulin Rouge… Yaşanması gereken bir deneyim; sadece izlenmez.

Paris bana sadece bir şehir göstermedi. Aramanın ne demek olduğunu öğretti. Hemingway’e atfedilen bir söz vardır: “Paris, kaybettiğiniz her şeyin geri döndüğü yerdir.” Ben de burada kaybettiklerimi buluyorum. Her gittiğimde biraz daha… Hem de hiç beklemediğim anlarda.

O yüzden bana “Neden sürekli Paris’e gidiyorsun?” diye soranlara tek bir cevap veremiyorum. Çünkü bu şehir tek bir şey değil: Biraz sanat, biraz tarih, biraz kalite, biraz da kader.

Kısacası… Paris benim için sadece bir şehir değil. Kaybettiklerimi bulduğum, hayallerimi büyüttüğüm ve hayatımı değiştiren yerlerden biri.

Hayatımı en çok değiştiren şeylerden biri de eşim oldu. Melike’yi ilk Eyfel Kulesi’nin altında görmüştüm… Ve tabii benim için hayat o an 10-0 başladı :)

Hepinize, en az benim kadar güzel geçecek Paris deneyimleri dilerim.

Eyfel Kulesi

Melike'yi Eyfel Kulesi'nin altında ilk kez Kasım ayında gördüm. Paris'in armağanıydı bu bana. İnanır mısınız böyle şeylere bilmem ama ben inanmazdım. Doğruymuş.

Küçük enişte(Eyfel) sağ olsun. Bu kulenin altı, Paris'in kartpostalı değil sadece; bir başlangıç benim için. Gün batımında kule aydınlanınca her saat başı 5 dakika ışıldar, herkes durur. Parisliler bile.

Louvre

Sadece Louvre'yi gezmek 2 gününüzü alır. Giriş 22 Euro civarı; internetten önceden almak şart, kapıda kuyruk 2 saati bulabiliyor.

Mona Lisa orada. Ama hayal ettiğinizden küçük. Asıl baktıracak şey Delacroix'nın 'Halka Yol Gösteren Özgürlük'ü, Vermeer'in 'Dantelacı'sı, Antik Mısır koleksiyonu. Piramid'in camlı avlusu, Nil kadar eski figürler.

Paris'e gelirken Louvre için gün ayırın. Bir günde halletmek istersen Denon kanadına odaklan. Mona Lisa ile Kanatlı Zafer orada; Venus de Milo'ya da Sully kanadına kısa bir sapmayla uğrarsın.

Moulin Rouge

Ölmeden önce yapılması gerekenler listesinden bir maddeyi daha sildik. Moulin Rouge'daki Revü gösterisi. 130 yıllık bir miras, dans, şampanya, kostüm. Kulağa klişe gelebilir ama oturunca anlıyorsun neden efsane.

Bilet 100 Euro civarı şampanya menüsüyle. Biletleri internetten önceden alın, yanlış koltukta sahnenin yarısını kaçırıyorsunuz.

Vivaldi kilisesinde Dört Mevsim, Viyana'da Mozart, Moulin Rouge'da Revü, klasik Avrupa gecesi üçlemem tamam.

Montmartre

Montmartre, ressamlar, âşıklar, sanatçılar ne derseniz deyin; güzel insanlar tepesi kısaca.

Sacré-Cœur Bazilikası'nın önünde basamaklarda oturup bütün Paris'i karşına almak, akşamüstü güneş batarken, hiç sebep yok ama içiniz dolar.

Place du Tertre'de sokak ressamları hâlâ iş yapıyor, 20 dakikada portrenizi çiziyorlar. Sahte olduğunu biliyorsun ama o an gerçek.

Fotoğraflar