
Aşk, Sevgi, Özlem, Tutku, İhtiras ve İhtiyaç
Bu gözlükleri çıkarmadan yarınlara net bakamıyorsun; en masum umut bile aldatıyor.
Aşk, sevgi, özlem, tutku, ihtiras ve ihtiyaç gibi gözlükleri çıkarmadan çok net bakamıyorsun yarınlara. Aldatıyor seni en masum umut bile. Ve aldanan hayatta huzur, serap oluyor.
En acısı da her çabalayışında, her uğraşında tekrar tekrar anladığın tek şey; bu hayatta aslında yapayalnız olduğun oluyor.
Hani demiştik ya bir zamanlar: “Yanlış bir kapı çalmışım dostlarım ve yanlış bir kapı açılmış ardına kadar.”
Hâlâ aynı limandan kalkmayı bekleyen bir kader bizimkisi. Yanlışlıkların yalnızlıklara karıştığı puslu bir vadi. Göz gözü görmüyor. İyi dediğin bir anda kötüye dönüşürken, kötü dediğinden gelen bir el kaldırıyor bazen seni yüzükoyun yere düştüğünde.
Kimsenin aynı kalamadığı bu hayatta, senin her şeyi sorgulayabilmen yalnızlaştırıyor seni aslında. Yoksa hakikaten aptallık mutluluktur.
Çok şey bilen cahiller ile hiçbir şey bilmediği için mutlu olabilenler haricinde; düşünebilen, hassasiyetleri olan, sorgulayabilen, korkmayan ve bağnaz olmayan kim, hangi saikle mutlu olabilir ki bu dünyada? Var mı öyle biri?
Yalanın, dolanın, keşmekeşin, açlığın, sefaletin, hırsızın, menfaatlerin, siyasetin, büyük davaların, küçük hesapların sapa sardığı şu dünyada sen nasıl dış dünyadan izole olup kendine has bir mutluluk yaratacaksın ki?
Hadi yarattın diyelim. Her yemek yediğinde aklına aç insanlar gelmeyecek mi? Başarabiliyor musun bunu? Hadi Afrika’yı geç, yakınındaki sefalet yormayacak mı aklını? Her spor yaparken hastalar, her manzara izlerken körler, her müzik dinlerken sağırlar gelmeyecek mi aklına? “Ya onlar bu güzelliklerden azade nasıl yaşıyorlar acaba?” sorusu düşmeyecek mi kalbine?
“Eee, öyle de hayat mı yaşanır canım, hâline şükret işte.” mi dediniz?
Evet, yaşaması zor hakikaten. Ancak gerçeklerden uzak yaşayarak mutluluk kandırmacalarında yüzmek daha da zor.
Ve “şükür”…
Hep söyledim, hiç anlamadılar; garip garip cevaplar aldım. Hadi bir de buradan sorayım da öyle bitireyim bugünkü baş ağrıtma seansımı:
Gözleri görmeyen bir körün yanında, “Şükür, gözlerim görüyor.” der misiniz? Bu onun canını yakmaz mı? Bu ona isyan hakkı da vermez mi aynı zamanda?
O yüzden onun yanında söylemeyeceğiniz bir şeyi, o yokken söylemeniz de sizi çok ahlaklı yapmaz kanımca.
Bir düşünün derim.
Ediz
Ediz KentkuranKalemden KelamaTemmuz 2015