
Aklım ile Kalbim Arasında Kaldım
Kalbin hükmü çoğu zaman gizli sandıktan çıkan oydur; saymadığın için sürpriz sanırsın.
“Aklım ile kalbim arasında kaldım” der insan. Herkes ne dediğini anlar, kimse de ne dediğini sormaz; dilimizde bundan çok söylenip bundan az sorgulanmış cümle zor bulunur. Cümlenin iki yakası vardır, ikisini de tanırsınız. Bir yakada, arkadaşlarının “tam senlik” diye tanıştırdığı, her şeyi yerinde birini anlatan biri durur. “Çok iyi biri” der, üçüncü söyleyişte anlarsınız ki devamı var ama gelmiyor. “Ama?” dersiniz. “Ama’sı yok işte” der. “Olsa anlatacağım. Her şeyi yerinde. İçim ısınmadı bir türlü.” Öbür yakada, çevresinin bir olup “olmaz” dediği birini anlatan biri durur; anlatırken sesi başkalaşır, kendi de duyar bunu. “Biliyorum” der, “hepsini biliyorum.” Bilmek fayda etmez. İki insan, iki ters yönden gelip aynı yerde durur ve ağızlarında aynı cümle vardır.
Söyleyen de dinleyen de cümleyi aynı yere bağlar. Kalp ayrı bir makamdır, kendi bildiğini okur, akılla anlaşamaz; ikisinin savaşında insan seyircidir. Ben bu savaşın savaş olduğuna inanmıyorum. Ortada iki taraf yok, tek bir zihin var; yarısı ışıkta konuşuyor, yarısı karanlıkta.
Şöyle işliyor. Bir insanla tanıştığınızda zihniniz bir mülakat başlatır; siz istemeseniz de başlatır, masaya çay gelmeden başlamıştır bile. Mülakatın bir bölümü açıktır. Soruları bilirsiniz, cevaplarını duyarsınız. İşi ne, okumuş mu, düzenli mi, huyu suyu nasıl, çevresi kim? Bu bölümü arkadaşlarınıza da anlatırsınız; “her şeyi yerinde” derken kastettiğiniz, bu açık listedir. Ama mülakatın bir de kapalı oturumu vardır. Oradaki soruları siz seçmediniz, çoğunun sorulduğunu bile bilmezsiniz. Şöyle sorular. Bu insan zor günümde kalır mı, kaçar mı? Bu sesi kırk yıl dinleyebilir miyim? Sır versem nerede sabahlar? Yanında küçülüyor muyum, büyüyor muyum? Bu ellere emanet olunur mu? Bu ten, bu koku bana iyi geliyor mu? Kimse bu soruları yüksek sesle sormaz ama hepsi sorulur, hepsi cevaplanır ve cevaplar size tek tek değil, toplu bir his olarak gelir.
Çevrenin tavsiyesi neden çoğu zaman tutmaz, buradan da anlaşılır. Sizi tanıştıranlar “tam senlik” derken açık listenize bakarlar; başka şansları yok, kapalı listenizi onlar da bilmez, siz de bilmezsiniz. Açık listeye göre kusursuz eşleşen iki insanın buluşması bu yüzden bazen memur mülakatı gibi geçer. Her cevap doğrudur, tek yanlış yoktur ve masadan iki taraf da bir an önce kalkmak ister.
İki liste aynı yönü gösteriyorsa mesele yoktur; “hem aklım hem kalbim istiyor” dersiniz, adına da büyük aşk dersiniz. Meşhur cümle, listeler ayrıştığında kurulur. Açık liste “evet”, kapalı liste “hayır” diyorsa “Her şeyi yerinde ama içim ısınmıyor” çıkar ortaya. Açık liste “hayır”, kapalı liste “evet” diyorsa “Yürümeyeceğini biliyorum ama elimde değil.” İnsan bu ikiliği kaderin cilvesi sanır. Cilve değil, sayım eksiği. Oyların yarısı gizli sandıkta sayılıyor ve size yalnızca sonuç bildiriliyor. Kalp dediğiniz makamın hükmü, çoğu zaman, o gizli sandıktan çıkan oydur; saymadığınız için sürpriz sanırsınız, sürpriz değildir. Hissin huyunu da buradan tanıyın. His yön gösterir ama gerekçe göstermez. “Git” der, nedenini söylemez; “kaç” der, dosyayı vermez. Gerekçesiz hükümle yaşanmaz, gerekçeyi bulmak size düşer.
Şimdi işin can alıcı yerine geldik. Kapalı liste her zaman haklı mıdır? Değildir. O soruları oraya kimin yazdığına bakarsanız, karşınıza pek de tarafsız olmayan kâtipler çıkar; eski ilişkiler, ilk gençliğin yaraları, yıllarca izlenen ekranlar, içinde büyünen kültürün ezberleri. Gözlemim o ki kapalı liste bazen sizi koruyacak olandan kaçırtır, bazen de sizi yeniden yaralayacak olana doğru iter. Çünkü tanıdık acı, yabancı huzurdan daha “doğru” gelir insana; zihin bildiğine yatkındır, iyi olana değil. “Kalbim ona gidiyor” cümlesi bu yüzden tek başına delil sayılmaz, kalbin nereden emir aldığına da bakmak gerekir. Kalp masumdur, soruları yazan kâtipler her zaman masum değildir. “İçim ısınmıyor” cümlesi de tek başına hüküm sayılmaz; bazen sizi gerçekten uymayacak birinden korur, bazen de sırf alışık olmadığınız bir iyilikten korkutur. Hangisi olduğunu bilmeden imza atmayın.
En sık gördüğüm yanılma biçimi şu: Kapalı liste, yeni insana eski insanın cevabını keser. Yeni tanıştığınız kişi bir cümle kurar; cümle masumdur ama tonu, yıllar önce sizi üzen birinin tonuna benzer ve kapalı sandığa o an bir “hayır” oyu düşer. Oy yeni insana kesilmiştir, suç eskisinindir. Tersi de olur. Biri o “evet”i kendinden değil, benzediği bir hatıradan alır. Bir gülüş, bir koku, bir el hareketi; sandık bunlarla da oynanır. Bu yüzden kalbin her hükmü taze değildir, bir kısmı arşivden gelir. Arşivden gelen hükmü bugünün davasına uygulamadan önce bir kere okumak gerekir.
Ne yapmalı? Kapalı oturumu açığa çekmeli. His geldiğinde de gelmediğinde de hükmü hemen imzalamayın, önce kısa bir sorgu. “İçim ısınmadı.” Peki, neresi soğuk? Somut arayın. Hangi anında geri çekildiniz, hangi cümlesinde içiniz kapandı? Bulacağınız şey bazen ciddi bir işarettir; mesela farkında olmadan bir sınırınıza dokunulmuştur, içiniz sizden önce davranmıştır. Bazen de eski bir yaranın yankısıdır; karşınızdakinin hiçbir günahı yoktur, sadece yanlış bir hatıraya benziyordur. İkisini ayırmanın tek yolu, cevabı aramaktır. “Elimde değil” diyorsanız, o da güzel. Elinize ne değdi? Bu insan hangi ihtiyacınıza cevap veriyor ve o ihtiyaç sağlıklı bir ihtiyaç mı, eski bir açlık mı? Bunları soran insan aşktan soğumaz; merak etmeyin, his sorguya dayanamayacak kadar nazik değildir. Sorgudan yalnız yanlış anlaşılmalar zayıf çıkar; gerçek olan, sorgudan güçlenerek çıkar.
Sınır bahsini burada açmam lazım, çünkü kapalı listenin en değerli sayfası odur: sizin için pazarlığı olmayan şeyler. Aşkta sınırlar biraz gevşer, doğrusu da budur. İki hayat iç içe geçerken kimi kapı ardına kadar açılır, başka türlü yakınlık kurulmaz. Ama gevşemek başka şeydir, silinmek başka. Gevşeyen sınır bir ikramdır. “Normalde yapmam ama senin için yaparım.” Silinen sınır bir kayıptır. “Artık ne istediğimi ben de bilmiyorum.” İlki yakınlaştırır; ikincisi, garip ama, uzaklaştırır. Çünkü karşınızdaki artık sizinle değil, sizden kalanla birliktedir. Sustuğunuz her rahatsızlık, yutkunduğunuz her “aslında istemiyorum”, kapalı deftere yazılır. Siz unutursunuz, defter unutmaz. Günü gelince o birikmiş kayıtlar size tek satırlık bir hüküm olarak geri döner: “İçim soğudu.” Kimse nereden geldiğini anlamaz; defteri kimse okumamıştır çünkü, yazan bile.
Aklınızla kalbiniz arasında kaldığınız bir an mutlaka olmuştur; herkesin olmuştur, benim de. O ana bir daha dönün ve bu kez soruyu değiştirin. “Hangisini dinleyeyim?” demeyin, o soru sizi seyirci yapar. “Kalbim tam olarak hangi soruya cevap veriyor?” deyin, bu soru sizi hâkim yapar. Cevabı bulduğunuzda kavganın bittiğini göreceksiniz, çünkü kavga hiç yoktu. İki taraf yoktu; tek bir siz vardınız, yarınız konuşuyor, yarınız fısıldıyordu. Fısıltıyı duyulur kılmak elinizde. Sorum şu: İçinizin en son “hayır” dediği insan kimdi? İçiniz hangi soruya “hayır” demişti? Hiç aradınız mı?
Ediz KentkuranKalemden Kelama31 Ağustos 2026