DüşünüYorum
Aşkın hakikatine dair
Hayalindeki Kişinin Hayal Ettiği Kişi Sen misin? yazısı için lacivert tonlu kapak

Hayalindeki Kişinin Hayal Ettiği Kişi Sen misin?

Hayal tek kişilik kurulur ama iki kişiyle yaşanır.

Hayalindeki insanın tarifi hazırdır, biliyorum; yıllardır üstünde çalışıyorsun. Okumuş olacak, gezmiş olacak, iki dil bilecek. Sabahları koşacak, akşamları kitap okuyacak, sofrada söz sahibi olacak. Güzel hayal, kusur bulacak değilim. Ben sana tarifini değil, gününü soracağım. Kaçta yatıyorsun, kaçta kalkıyorsun? Koşu bandıyla aran selamdan öteye geçiyor mu? En son bitirdiğin kitabı hatırlamak için kaç sene geriye gitmen gerekiyor? Yüzüne vurmak için sormuyorum, şunu gör diye soruyorum: Tarif ettiğin insanın da bir hayali var ve o hayalin içinde, büyük ihtimalle, senin tarif ettiğin hayatı yaşayan biri duruyor. Peki onun hayalindeki kişi sen misin? Bu sorudan sonra gelen sessizliği severim, düşünmenin sesidir.

Herkes hayal kurarken aynı hatayı yapıyor: Kendini denklemin dışında tutuyor. Hayal tek kişilik kurulur ama iki kişiyle yaşanır. Kurarken yalnızsınız, her ayrıntı emrinizde; yaşamaya gelince karşı tarafın da bir listesi, bir gözü, bir tercihi çıkıyor ortaya. Aşk tek yönlü bir beğeni değil, iki yönlü bir kabuldür. Seçersiniz, doğru. Ama seçilirsiniz de. Seçilme tarafını hiç hesaba katmadan kurulan her hayal, en baştan topal doğar, yürümezse şaşırmamak gerekir.

Diyelim ki beklentilerinizi yazdınız, kimden devraldığınızı ayıkladınız; kendinizi de dürüstçe yazdınız, kimsenin okumayacağı o kâğıda. Şimdi iki kâğıdı yan yana koyun. Bütün mesele şu tek soruda düğümlenir: Bu beklentilerin sahibi, hayalinizdeki o insan, bir odada buradaki sizinle karşılaşsa, kalır mı? Hayalindeki kişinin hayal ettiği kişi sen misin?

Soru ilk bakışta acımasız görünür, değildir. Kimseye “yetersizsin” demiyor. Sadece iki kâğıdın arasındaki makası gösteriyor. Makas ayıp değildir, görülmemiş makas ayıptır. Çünkü görülmeyen makas kapanmaz, yalnızca insanları yorar. Yıllarca “neden bana denk gelmiyor” diye sorulan sorunun cevabı da çoğu zaman bu görülmemiş makastır. Belki denk gelmişti de denk düşülmemişti. Üstelik soru iki tarafa da eşit davranır; kimseyi yukarı, kimseyi aşağı koymaz. Siz de birinin hayalisiniz şu an (bundan emin olabilirsiniz) ve o birinin sizi gördüğünde kalıp kalmayacağı, onun da kendine sorması gereken sorudur. Herkes aynı aynanın önünden geçiyor; kimine sıra erken geliyor, kimine geç.

Peki bu karşılaştırma neyle yapılır? Ben üç terazi kullanırım, sırası da önemlidir. Birincisi karakter ve ahlak. Verdiği sözün arkasında duran biri mi? İkincisi ortak istikamet. Aynı yöne mi bakıyorsunuz, hayattan aynı şeyi mi istiyorsunuz? Üçüncüsü büyütme. O insan yanındakini büyütür mü, küçültür mü? Önce hayalinizdekini bu üç teraziye vurun. Çoğu hayal daha ilk teraziye çıkamaz. Çünkü hayaller genelde boydan, meslekten, gülüşten kurulur; ahlaktan kurulmaz. Ahlakı olmayan hayal, süslü bir tehlikedir. Sonra asıl iş. Aynı üç teraziye kendinizi koyun. Sizin sözünüz ne kadar sağlam? Sizin istikametiniz belli mi? Çünkü yönü olmayan insan, yönü olan birinin hayaline giremez; olsa olsa yoluna çıkar, yolculuğuna katılamaz. Ve siz, yanınızdakini büyütür müsünüz? Bilmek istiyorsanız geriye bakın. Şimdiye kadar hayatınıza girenler yanınızdan büyüyerek mi ayrıldı, küçülerek mi?

Bu teraziler cinsiyet tanımaz, hesap iki taraf için de kuruşu kuruşuna aynıdır. Hayaldeki adamın tarifini de çok dinledim. Güçlü olacak ama naif, çok çalışacak ama akşamları hep bana kalacak, herkesin saydığı bir adam olacak ama gözü benden başkasını görmeyecek. Maddeler tek tek güzel, yan yana gelince fizik kurallarını zorluyor. Soru burada da aynı: O güçlü, o dolu, o aranan adam akşam eve geldiğinde karşısında nasıl bir hayat bulmak ister? O hayatın neresini sen kurmuşsun? Soru kimseyi küçültmek için değil, hayalin bir yönü daha olduğunu göstermek için. Hayal dediğiniz şey dilek değildir; dilek söylenir ve beklenir, hayal ise karşılanır.

Makas çıktıysa (ki dürüst bakan çoğumuzda çıkar) sıra yol haritasına gelir. Sırası bozulmadan, basamak atlamadan.

Önce kendi gerçeğinizi değiştirmeyi deneyin. Bu, o bildik “kendini geliştir” nasihati değil, hedefli bir tamirattır. Hayalinizdeki insanın hayatında durabilmeniz için eksik olan ne? Dil mi gerçekten, yoksa dinleme mi? Spor mu, yoksa düzen mi? İnsan kendine hep gösterişli eksikler yakıştırır, asıl eksik çoğu zaman sessiz olandır. Doğru teşhis edin, ona çalışın.

Olmuyorsa ikinci basamağa geçin. Beklentiyi değiştirin. Bu, hayalinizi küçültmek değildir, yerlileştirmektir; kendi hayatınızda karşılığı olmayan bir hayali, karşılığı olabilecek bir hayale çevirmek. Ekrandan devşirilmiş bir beklenti zaten sizin değildi, gitmesinden bir şey kaybetmezsiniz. Kaybettiğinizi sandığınız şey hayal değil, alışkanlıktı. Şunu da bilin: Beklentiyi değiştirmek, beklentiden vazgeçmekten başka bir şeydir. Vazgeçen küser, değiştiren düzeltir. “Çok gezen biri olsun” maddesi “merakı diri biri olsun”a dönüşebilir; ilki pasaport ister, ikincisi göz. İkisinin hayatınızdaki karşılığını kıyaslayın. Hangisi sizi gerçekten mutlu ederdi? Çoğu beklenti biraz kazınınca altından daha sade ve daha gerçek bir ihtiyaç çıkar; kabuğu ekranın, özü sizindir. Kabuğu bırakın, özü alın.

Üçüncü basamak daha sessiz bir sorudur, kimse duymadan sorulur: Bunu bu kadar istiyor muyum? Sırf bir ilişki olsun diye mi biri olsun istiyorum? Bu soruya gerçekten “evet, sırf olsun diye” cevabını verebilen insan azdır. Çoğu insan sorunun kendisiyle rahatlar, çünkü çoğu zaman istenen şey o insan değil, “yalnız değilim” cümlesidir ve o cümle için bir ömür kiralanmaz.

Ve dördüncü basamak, evet, onu da söyleyeceğim, çünkü söylemeyenler bu yolun yarısını anlatmış olur. Hiçbiri olmuyorsa, kendini yalnızlığa formatla. Ürkütücü mü duruyor? Değil. İki türlü yalnızlık vardır ve ikisi akraba bile değildir. Biri sorulmamış soruların yalnızlığıdır; bakılmamış, denenmemiş, “acaba”larla dolu; insanı kemiren odur. Öbürü gözü açık yalnızlıktır; bakmış, sormuş, çalışmış, görmüş bir insanın yalnızlığı. Onda “acaba” yoktur, yerinde huzur vardır. Şunu da ekleyeyim, teselli değil gözlem: Bu merdiveni dürüstçe tırmanan pek az insan dördüncü basamağa kalır. Çoğu, işini birinci ya da ikinci basamakta görür. Çünkü asıl engel çoğu zaman imkânsızlık değildi, hiç bakılmamış olmaktı.

Eskilerin uyum için güzel bir kelimesi var: imtizaç. İki ayrı şeyin birbirini bozmadan karışabilmesi. Aşkın iyi hâlini bundan daha güzel anlatan kelime az bulunur; erimeden karışmak, sen kalarak biz olabilmek. Ama imtizaç iki taraflıdır, karışacak iki şeyin de önce kendini bilmesi gerekir. Kendini bilmeyen karışmaz, bulaşır. Hayal kurmak herkesin hakkı; ben yalnızca hayalin öbür ucunda da bir insan olduğunu, onun da bakan bir gözü olduğunu hatırlatıyorum. O göz masal gözü değil, sizin gözünüz kadar seçici, sizin gözünüz kadar dünyalı.

Hayalinizdeki insanla günün birinde aynı kalabalık odaya düşeceksiniz; hayat bunu sever. Siz onu ilk bakışta tanırsınız, orası kesin; yıllardır tarifini yapıyorsunuz. Peki o, kalabalığın içinde sizi fark eder mi? Etmeyecekse, işe hayali suçlayarak değil, o odaya kendinizi hazırlayarak başlayın. Ve en kısa sorumu sona saklıyorum: Hayaliniz sizi görse, tanır mıydı?

Ediz KentkuranEdiz KentkuranKalemden Kelama31 Ağustos 2026