
Özgürlük Dediğin
Bana hayatımda en özgür hissettiğim yeri sorsalar, kimsenin tahmin edemeyeceği bir cevap veririm: Tokat'ın dağları. Askerlik işte, 460 gün. Telefon yok, seçenek yok, program belli, yemek belli. Ama kafamın içi? Hiç o kadar geniş olmamıştı. Şimdi düşünüyorum da — elimde her şey varken mi özgürdüm, hiçbir şey yokken mi?
Sorunun cevabını bilmiyorum. Zaten bu köşede cevap satmıyorum; soru soruyorum. Cevabı olan çok, uğramayın oralara.
Biz özgürlüğü hep bir şeyleri yapabilmek sandık. İstediğini alabilmek, istediğin yere gidebilmek, istediğini söyleyebilmek. Güzel tabii. Ama dikkat edin: bunların hepsi vitrin. Asıl mesele şu — istemediğine hayır diyebiliyor musun? Özgürlük yapabildiklerinle değil, yapmamayı seçebildiklerinle ölçülür. Patronuna, alışkanlığına, telefonuna, hatta kendi huyuna.
Eski Yunan'da Epiktetos diye bir adam var; köle olarak doğmuş, sonra çağının en özgür adamı diye anılmış. Bir tuhaflık var değil mi? Adamın formülü basit: bazı şeyler elimizde, bazıları değil. Elimizde olmayana kafayı takmak, elimizde olanı ıskalamak — işte esaret dediğin bu. Köle Epiktetos'un efendisinden özgür olması bundan; efendi öfkesinin kölesiydi çünkü.
Gelelim bizim çağa. Sartre'ın meşhur bir lafı vardır: "İnsan özgür olmaya mahkûmdur." Mahkûm! Kelimeyi seçişine bakın. Çünkü seçmemek de bir seçimdir, kaçtığın her karar da senin imzanı taşır. "Mecburdum" cümlesi, Sartre'a sorarsanız, insanın kendine söylediği en konforlu yalandır. Sert adam. Ama haksız mı?
Bir de işin bizi asıl ilgilendiren tarafı var. Erich Fromm — ki "Özgürlükten Kaçış" diye bir kitap yazmış, adı bile yeter — der ki: insanlar özgürlükten korkar. Çünkü özgürlük yüktür; karar vereceksin, sorumluluğunu taşıyacaksın, yanılırsan suçlayacak kimse bulamayacaksın. O yüzden insan gizli gizli teslim olacak bir şey arar. Bir lider, bir kalabalık, bir akım... İlla üniforma gerekmez; bazen bir telefon da o işi görür.
Ha, şimdi diyeceksiniz ki "biz özgürüz, istediğimizi izliyoruz, istediğimizi alıyoruz." Öyle mi acaba? Akşam elinize telefonu alıp "on dakika bakayım" dediğinizde saat neden bir buçuk oluyor? O videoları siz mi seçtiniz, yoksa üç bin mühendisin yazdığı bir algoritma mı seçti de size "ben seçtim" hissi verdi? Spinoza üç yüz elli yıl önce söylemiş zaten: insan arzularının farkındadır ama o arzuları doğuran sebeplerin farkında değildir; özgürlük sandığı çoğu şey, sebeplerini görmediği bir zorunluluktur. Adam telefonu görmeden çözmüş meseleyi. Helal olsun.
Ez cümle: özgürlük bir varış noktası değil, günlük bir mesai. Sabah uyanınca yeniden kazanılan, akşam elden kaçırılan bir şey. Kimse size veremez, kimse de tam alamaz — ama siz kendinizden alabilirsiniz, hem de en çok siz alırsınız.
Sorayım o zaman, dürüst cevap isterim: bugün verdiğiniz kararların kaçı gerçekten sizindi?
Düşünün. Acele etmeyin. Özgürsünüz.
Sağlıcakla kalın.
Ediz KentkuranKalemden Kelama27 Temmuz 2026